Ubor Metenga benim yolum artık.
Thursday, May 08, 2008
Sunday, March 23, 2008
bu bağda sen, bu bağlamda her şey sen
"...zaferin tadına tutkun, mağrur kumandan, esir alacağın düşman hangi mutluluğu vaad eder sana? yazan ve silen elin kimi esirgeyecek, kimi yağmalayacak, karar verdin mi? diz çöken önünde, bu mağlup ben'i, söyle nasıl yargılayacaksın?.."
a.ditra krilenko { st.petersburg divanesi'nden }
Wednesday, February 06, 2008
ben bir küçük bunalım kaynağıyken
...demek devri geçiyormuş her şeyin, bizzat yaşayınca anlıyormuşsun tsunami ne demektir, bu dalga bu evi götürür mü, balıklar odanda yüzer mi, televizyon ıslanır da patlar mı? ne bir çiçek kokusu vardı ne de kahve, sigara dumanı kaçmıştı belki de gözüme, biraz öksürmüştüm, devrimiz geçivermişti böylece. keşke yeni bir çağ devrilseydi üzerine, oysaki yeni bir şey yok, kapı önüne konmuş hasta kedi biraz miyavlayıp gidecek, herkes kendini doyuracağı yere iltica ediyor, herkes böyle herkes. keşke yıkan ben olsaydım, itekleyen ve denize döken her şeyi fakat ben değildim. o sırada uyuyordum, kitap kucağımda açık, cümleler üzerime yayılmış özensiz:
neyin var, sevmiyor musun, git o zaman...
Tuesday, January 29, 2008
Thursday, January 10, 2008
NEREDE

kaybettiğim bir şey var, bunu en çok sabahları fark ediyorum. yüzümle beraber hayal binalarımı, buluttan heykellerimi, rüya medeniyetimi yıkıyorum, bir isyan başlatıyorum, elimde meşaleler hükümet konağına yürüyorum, arkamda aylak bir insan sürüsü, kimse kalmıyor dükkan önlerinde, peşimdeler, bir şeyler umuyorlar benden, elimdeki ateşten. oysa yok, bende sahip olma yetisi yok, elimdeki tapuları kurtlara yem etmişim bir zamanlar, şimdi telafisi için uğraşıyorum, kayıp zaman eklenince bugünüme, belki bir gün içinde birkaç yıl yaşamış olacağım diye düşünüyorum, galiba mutlu ediyor beni bu olasılık, bir hevesle merdivenleri tırmanıyorum, kapıdaki görevlinin eline meşalemi tutuşturuyorum, alarm ötmüyor böylece, içeri giriyorum, danışıyorum yetkiliye, yukarı çıkacaksın diyor, çıkıyorum, bir oda, silme kadın dolu, hepsi aç gözlerle beni bekliyor, bir yandan da umursamıyorlar. kenarı yenik kağıtları uzatıyorum emekliliği yaklaşmış memureye, soldan ikinci kapıya gideceksin diyor, eski zamanlardan kalma kadınların eski zamanlardan kalma eteklerinin astarları sarkıyor, gözüm takılıyor, vakit kaybediyorum böylece, kaybetmenin dibine vuruyorum, elimde kağıt, soldan ikinci kapıya doğru yürüyorum, belki işe yarar bu, belki eski yazı bilen birine rastlarım da okur bana bendekileri, soldan birinci kapı açılıyor, acaba diyorum bu bir işaret mi, hayır değilmiş. boş bardakları toplayan çaycı benimle çarpışmamak için yumuşak bir manevra yapıyor, ne bardaklar düşüyor tepsiden, ne çaycı dengesini yitiriyor, ustalıkla sıyrılıyor yanımdan, ben ikinci odanın kapısındayım, kat izleri keskin kahverengileşmiş kağıdımı uzatıyorum acemilikle, bilmiyorum usûl erkân, kağıda da bakmıyor görevli, avucumun içinde bir pencere görüyor, açıyor perdesini, inceliyor dikkatlice, senin diyor hiçbir şeyin yok aslında, gayet iyisin, doktora gelmedim diyorum, biliyorum, işiniz bitti, gidebilirsiniz diyor, fakat belgeye bakmadınız diyorum, gülüyor, neyime gülüyor ki, bakıyorum elimde belge yok, düşürmüş olmalıyım. geri dönüyorum, meşalem sönmüş, görevli yanık odunu uzatıyor bana, alıyorum. kalabalık dağılmış, tek kalmışım yine. iniyorum merdivenlerden, odunu bir çöp kutusuna atıyorum ve yol boyunca düşünüyorum ve akşam oluyor. bulamamış bir halde eve dönüyorum, bütün gün onu aradığımı unutuyorum sonunda, sabaha kadar da hatırlamayacağım eksikliğimi, yoksa nasıl uyurum?
Sunday, January 06, 2008
Olsun.
Varsın bir şeyler olmasın.
Olsun. Hiç ümit kesecek halim yok.
Kartlaştı kalp artık, arabeskse arabesk işte, kartlaştı diyordum hep, bir türlü muradıma eremeyeceğim diyordum. Yok, hiç doğal değilmiş o hâlim.
Olsun diyorum ben de, vazgeçmiyorum beklemekten. İnsanım diye sanırım. Yok yok, Allah Kerîm diye...
Varsın bir şeyler olmasın.
Olsun. Hiç ümit kesecek halim yok.
Kartlaştı kalp artık, arabeskse arabesk işte, kartlaştı diyordum hep, bir türlü muradıma eremeyeceğim diyordum. Yok, hiç doğal değilmiş o hâlim.
Olsun diyorum ben de, vazgeçmiyorum beklemekten. İnsanım diye sanırım. Yok yok, Allah Kerîm diye...
Monday, November 19, 2007
Subscribe to:
Posts (Atom)

